Showing posts with label Emily Mortimer. Show all posts
Showing posts with label Emily Mortimer. Show all posts

Tuesday, 4 August 2009

.no past.no present.no future.

Dear Frankie,

Hayat yorar mı herkesi? Bir yalana inanmak, bir gerçeğe inanmaktan kolayken, kendini kandırmayı seçmek aykırı mıdır yasalara? Yan yana odalarda uyuduğu oğlunun kalbine ulaşabilmek için, uzaklardaki bir geminin varsayılan rotasından geçmek zorunda kalan annenin ihtiyaç duydukları arasında ne kadar yer vardır gerçeğe? Ve sonra biri çıkıp,
ben yalan olurum dediğinde, hangimiz reddedecek kadar yalandan azâde?


Dear Frankie,

Sen bilmiyorsun ama ben tanıyorum seni. Aynalarda gördüğüm yüzlerden, ki hangisi benim yüzüm emin olamıyorum bazen, köşe başlarını geniş açılarla dönen, gözleri yerde kadınlardan, kendi omuzlarının arasına saklanmış adamlardan, bir gerçeğin karşısına çıkıp bir kez "senden nefret ediyorum ama varsın. seni gördüm ve kabul ettim." demektense binlerce kez arkasını dönüp yokmuş gibi davranmaya devam edecek, cesareti baş aşağı tanımlayan milyonlarca insanın gözlerinden tanıyorum seni.


Dear Frankie,

Hayat sana ne öğretti bilmiyorum. Ancak benim öğrendiğim; yalanla gerçeğin doğruyla yanlış gibi, pek de uzaktan akraba olmadıkları. Ve anlaşılan o ki, bunu anlamak için insanın, durmam dediği yerde durup 'kûn feyekûn' ile hemhal olması kâfi.


Sözünü gayet kendi halinde söyleyen, sesini yükseltme gereği duymayan, hikayesinin duyulmasına takılmayan, sadece anlatan bir film Dear Frankie ve bittiğinde, bir şeye öyle inanma ve onu öylesi bir tutkuyla beklemenin boşluğunu bıraktı içimde. Duvara asılı bir dünya haritasına... Geceleri yıldızlara... Dalların çiçeğe durma zamanına... Ama bir şeye... Bir şeye bakıp, bir diğer şeyi bekleme meşgalesine dair bir eski telaş kıpırdandı içimde. Biraz kıpırdandı. Ve sonra arkasını dönüp uyumaya devam etti.

7/10

Sunday, 17 May 2009

Walk or Talk

Chaos Theory, Definitely Maybe'den sonraki ikinci Ryan Reynolds filmimdi ve bu filme vereceğim tüm puanı kendisine adıyorum, zira bir filmi tek başına sırtlamak her yiğidin harcı değil.

Filmin baş karakteri Frank'le başlayalım. Sevgili Frank, hayatındaki her bir zımbırtı için liste yapmak gibi bir obsesif özelliğe sahip. Kendisinin olası stresli bir hayat olayı sonrasında geliştirme ihtimali taşıdığı patoloji, ihtimaldir ki kaygı bozuklukları başlığı altından olacaktır. Ben bizzat şahsen kendim, geliştirme ihtimali taşıdığım patalojileri duygu durum bozuklukları kategorisi altından seçtiğim ve can sıkıcı, zorlayıcı deneyimlerin altında ezilmeye karar verdiğimde, paşa paşa depresyona girdiğim için, Frank ile ayrı dünyaların insanı olduğumuzu söylemek zor değil. Zira kendini yormaya gerek yok, kaygı bozukluğu geliştirip sempatik sinir sistemin devrede yaşasan da en sonunda bundan yorulup depresyona gireceksin. Gir depresyonuna, doldur 6 ila 8 aylık olağan yeryüzüne dönüş süreni, bitir işi. Kendini yormaya değmez. Demem o ki, Frank beni yordu. Reynolds'ın birbirini tekrar etmeyen zenginlikte jest ve mimikleri olmasaydı, filmin 45. dakikasında cana kast etme eğilimi göstermeye başlayabilirdim.

Hem Frank'in hem de eşi Susan'ın yaşadıklarını göz önüne aldığımızda film bize şunu söylemektedir ki, kendi moral değerleriniz içinde kalmaya gayret etseniz de, hayat size sağ gösterip sol vurabilir, hayata kızmayınız. Zira mesele zaten, ondan sonra ne yapacağınızdır. Frank'in ondan sonra ne yaptığı ise bir Selvi Boylum Al Yazmalım alıntısı ile özetlersek,
sevgi neydi, sevgi emekti.
filmden şu kareleri /diyalogları aldım gitti;

Frank: Do you know whose it is?
Susan: She's not an "it," she's Jesse.
Frank: Do you know, Susan?
Susan: Yes. She's yours, Frank. She's... Maybe not medically... but in all other ways she's your daughter. You're her father.
Frank: Whose is she? Whose is she, Susan?
Susan: She's yours. She's yours because... Because when she had strep throat you held her through three nights of fever. Yours because her first word was "Dad". Because how scared you got when you thought you lost her in the mall for 40 seconds. Because of how happy you feel every time you open your eyes and she's standing there looking at you. She loves you, Frank. You love her.
Frank: I just, I thought if I did everything for the now, that I could forget the past... and the past is who I am. And I just, I don't... I... How am I supposed to go back to Susan if I don't know how to forgive her? Look. I'm gonna disappear. Just, look, tell them that you lost me, okay?
Buddy: No, Frank. No, I won't.
Frank: Yeah. You owe me that!
Buddy: No. Owe you? I don't owe you anything! And you know what? You're a freaking idiot! I wish Susan had picked me. I wish Susan loved me. I wish Jesse thought of me as her father. But all they do is love you. God, I even love you.

6/10

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails